İstanbul'da Deniz Kirliliği Üzerine
Çevre, bir canlının veya canlılar toplumunun yaşamını sağlayan ve onun devamlı etkisi altında bulunduran süreçler, enerjiler ve maddesel varlıkların bütünlüğüdür. Bu bütünlük ki doğa, içerdiği canlı ve cansız varlıkların birbirleriyle ilişkilerinden kaynaklanan dinamik bir yapıya sahiptir. Hava, su ve toprak unsurlarında oluşan bu daimi yapının elemanlarından birinde meydana gelecek bozunma, kuşkusuz tüm evreni etkileyecektir.
İnsanoğlu, doğanın tükenmeyen bir kaynak olmadığını ancak yirminci yüzyılın ikinci yarısında fark edebildi. Plansız kentleşme, hızlı nüfus artışı, iç göçler, sanayileşme ve buna bağlı olarak artan doğal kaynak kullanımı ve artık madde artışı hem global hem de milli çevre sorunlarını beraberinde getirdi.
Ülkemizde çevre kirliliği ilk olarak Haliç’in kirlenmesiyle dikkat çekmiş olup, akabinde İzmir ve İzmit körfezlerinin kirliliği, Ankara’nın hava kirliliği, kıyılarımıza vuran variller, nehir ve göllerin gözle görünür kirlilikleri öne çıkan önemli kirlilik öeklerini oluşturmaktadır.
Çevre sorunlarını, doğrudan rahatsız edici olmayan sorunlar; öeğin düzensiz yapılaşma ve doğrudan etkileyen sorunlar; öeğin hava kirliliği, su kirliliği olarak iki guruba ayırabiliriz. Kirlilik ise genel olarak, insan faaliyetleri doğrultusunda doğal çevrenin fiziksel, kimyasal ve biyolojik niceliklerindeki geri çevrilemeyen bir değişimdir. Yerkürenin yüzde yetmişini oluşturan su kütlesi(hidrosfer) göz önüne alındığında ise su kirliliğinin önemi ortaya çıkmaktadır.
Su kirliliği, IOC(Uluslararası Oşinografi Komisyonu)’ye göre: deniz çevresine insanoğlu tarafından doğrudan yada dolaylı olarak verilen madde veya enerji sonucunda deniz canlıları için zararlı olan, insan sağlığı için zarar teşkil eden, balıkçılıkta dahil olmak üzere denizlerdeki aktiviteyi değiştiren, deniz suyunun içme suyu olarak kullanımında kaliteyi bozan ve tatlılığını düşüren faktörlerin tümü olarak tanımlanır.
FAO (Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Organizasyonu) su kirliliğini; canlı kaynaklara zararlı, insan sağlığı için tehlikeli, balıkçılık gibi çalışmaları engelleyici, su kalitesini zedeleyici etkiler yapabilecek maddelerin suya atılması, şeklinde tanımlar.
Bu tanımlamalara göre su kirliliğine neden olabilecek başlıca kaynaklar (EGEMEN, 2000):
- Evsel atık sular,
- Endüstri atık suları,
- Petrol kirliliği,
- Toksit metal kirliliği,
- Zirai ilaçlama sonucunda oluşan kirlilik,
- Turizm ve eğlence atıklar şeklinde sıralanabilir.
Son yıllarda önemi oldukça ortan deniz kirliliğini, İstanbul’da görünür kirliliğin yoğun olduğu bölgelerde, bentik faunadan(deniz tabanında yaşayan hayvansal organizmalar bütünlüğü) alınan öekler doğrultusunda kirliliğin önemli boyutlara ulaştığını, bununda sebeplerinin başlıca; petrol, toksit madde ve katı atıklar olduğu söylenebilir.
Sularda kirlenmeyi, değişime uğrayan özelliklerine göre incelersek (TÜBİTAK, 1980):
- Organik kirlilik,
- Anorganik kirlilik,
- Bakteriyolojik kirlilik,
- Termal kirlilik
Organik kirlilik, ekosistemdeki bireylerin aktiviteleri sonucunda ortam kirlenmesine neden olan olaydır. Organizmalar, biotada ki fizikokimyasal dengenin, kirletici konsantrasyonun artmasıyla değişmesine dayanamayarak yer değiştirir veya ölürler. Yapılan öeklemelerde detritüs (ölü) bulunan jüvenil (genç) bireyler organik kirliliğin göstergesidir.
Diğer taraftan, ekosistem içerisindeki bazı türler ortamdaki kirlilik değişimine dayanıklı olabilirler. Bu türler yaşadıkları biotobun (canlı ortam) kirlilik düzeyini indike (azaltma) ettiklerinden indikatör tür adını alırlar. Öeğin, ülkemizde bol miktarda tüketilen Mytilus galloprovincialis (LAMARK, 1819) (kara midye) besin ihtiyacını fitoplanktondan suyu süzerek sağlar. Fitoplankton, ortamdaki ağır metali kolaylıkla bünyesine geçirebilen bir organizma olduğundan bu durumda besin zincirindeki tüm canlıların etkileneceği kuşkusuzdur. M. Galloprovincialis’in bulunduğu ortamda baskın tür olması tek başına kirlilik göstergesi olamaz. Alınan öeklerden elde edilen veriler ışığında Cyclope nerita (LİNEO, 1758), Monodonta turbinata (VON BO, 1778) gibi bulunan diğer organizmaların baskınlığı kirliliğin önemini göstermektedir.
Besin zincirine bakıldığında planktonların predatör(avcı) olan organizmalar, planktonik kirlilikten doğrudan etkilenirler.
| Fitoplankton | >> | Zooplankton | >> | Küçük Balıklar | >> | Büyük Balıklar | >> | İnsanlar |
| Tablo 1. Besin zincirinde fitoplankton ve insan | ||||||||
Planktonik kirlilik, suda asılı, pasif halde bulunan ve suyun hareketlerine bağlı olarak yer değiştirebilen fitoplankton(bitkisel) ve zooplankton(hayvansal) organizmaların suyun kalitesindeki değişimden doğrudan etkilenmesiyle oluşur.
Bulunduğu habitatın kirlenmesinden çok çabuk ve kolay etkilenecek olan fitoplankton besin zincirinin ilk halkasını oluşturduğundan, bu kirlilik doğrudan insanoğlunu etkileyecektir.
Bakteriyolojik kirlilik, Red-Tide olarak ta anılan bazı zehirli protozoaların(tek hücreli organizmalar), ani soğuma yada ısınma karşısında aşırı üremesiyle meydana getirdiği, içerdiği pigmentlerden suyun rengini değiştirdiği, insan sağlığına doğrudan etkili bir kirlilik durumudur. Zehirli organizmalar toksit madde içerdiklerinden insan sağlığına olumsuz etkileri kaçınılmazdır.
Örneklemelerin yapıldığı bölgelerde anorganik kirlenmenin olduğu da kaçınılmazdır. Deniz taşıtlarından ve evsel atıklardan kaynaklanan bilinçsiz ve düzensiz bırakılan atıkların yanı sıra bölgedeki limanların işlevleri ve işlekliğinden ağır metal kirliliğinin de tehlikeli boyutlara ulaştığını, yine öeklerin alındığı bölgelerdeki makro gözlemlere dayanarak söylenebilir. Petrol tankerlerinin yıkanması, endüstriyel makinelerin üretim sırasında ve sonucunda meydana getirdiği petrol ürünleri ve toksit maddeler, kanalizasyon yoluyla gelen bazı özel evsel atık sular, atmosferdeki zehirli gazların(ö; egzoz gazı, karbondioksit v.b.) yağmur vasıtasıyla (asit yağmurlarının etkileri eski yapıların, binaların duvarlarındaki tahribattan gözlemlenebilir) toprağa ve denizlere gelmesi, bu durumu öekleyebilir.
Çeşitli yollardan denize ulaşan katı atıklar askıda katı madde kirliliğine sebebiyet verir. Bu maddeler çok uzun süre deniz ortamında bozunmadan kalabilmektedir.
|
Madde |
Süre |
Madde |
Süre |
|
Kağıt |
2-4 hafta |
Teneke kutu |
200-500 yıl |
|
Pamuklu malzemeler |
1-5 ay |
Plastik şişe |
450 yıl |
|
Halat |
1 yıl |
Cam şişe |
Belirsiz |
|
Boyalı tahta parçası |
13 yıl |
||
| Tablo 2. Çeşitli maddelerin denizel ortamda bozunmaları için gereken süre (HELMEPA, 1990) | |||
Kirlenen ortamdaki partikül oranın artması, fiziksel-kimyasal yollardan biotada ki oksijen miktarını indirgeyecek, buna bağlı alglerin (su bitkileri) fotosentezi azalacak ve de florada ölüm gözlenecektir. Bu duruma dayanabilen türler daha öncede belirttiğimiz gibi toksit türlerin çoğalmasına olanak tanıyacaktır. Alglerin fotosentez yapamamalarının bir diğer sebebi de su yüzeyini kaplayan petrol tabakası, geniş iskele platformları ya da su kolonun belli seviyelerinde kümelenebilecek cyanobacteriaların (toksit bakteri) ve katı atıkların güneş ışığını engelleyecek olmasıdır.
Örnekleme sırasındaki gözlemlerde dip akıntısının zayıf olması sebebiyle kısıtlı görüş alanında flora tespit edilememiş olup, bunun diğer bir nedeninde deniz taşıtlarının yoğun trafiğinden kaynaklanan düzensiz su hareketleri ve su içindeki metal yapıların oksidasyonundan kaynaklandığı söylenebilir.
Yılda 2.08-27.99 milyon ton petrol ve ürünlerinin denizlere geçtiği bilinmektedir (CONNEL, 1981). Petrol ürünlerinin yoğunluklarının 10-30 ppb seviyesinde fotosentezi stimüle ettiği; 60-200ppb seviyesinde yavaşladığı ve durduğu laboratuar çalışmalarıyla saptanmıştır.
Petrol taşımacılığının sebep olduğu kirlik denizlerimizdeki önemli tehlikenin başında gelir. Denize dökülen petrol çeşitli yönlerden çözünüp fizikokimyasal etkilerle bentik yapıya zarar verdiği katran tabakasının organizmalar üzerinde gözlenmesiyle ve petrol bileşiğindeki hidrokarbonları absorbe edebilen türlere rastlanması gene kirliliğin göstergesidir.
Petrolün suya karışması durumunda, gelişmenin başlangıcındaki canlılara yaratığı ölümcül ortam yüzünden büyümeyi, gametlerin hareket yeteneklerini yitirmesi, denizel canlıların duyu organlarında yer alan kemoreseptörleri tıkayarak birbirleriyle ve çevreleriyle iletişimi engellemesiyle beslenme ve üremeyi durdurduğu ve bundan dolayı kitlesel ölüm veya göçlere sebep olması da bir başka etkisidir.
Bentik formların (deniz tabanında yaşayanlar) hareket kabiliyetleri sınırlı olduğundan doğrudan etkileşim şüphesizdir. Bazı bölgelerde bu etkilerin, meydana gelen petrol kirliliğinden iki yıl sonrasına kadar sürdüğü gözlemlenmiştir. Memelilere ve insanlara kanser yapıcı olduğu bilinen N ve S taşıyan bileşikleri ihtiva eden petrol ve ürünleri havalanmış veya kısmen bozunduklarında aktif kansorejen olan yükseltgenme ürünlerini doğaya serbest bırakarak doğrudan ekosistem etkilemerli durumun ehemmiyetini gözler önüne sermektedir.
Deniz taşımacılığından kaynaklanan bir diğer kirlilik, gemilerin ilk limandan aldıkları balast sularını dolum sırasında ikinci limana vererek diğer bölgedeki kirliliğe sebep olan unsurları da beraberinde getirmesidir. Kirlilik harici beraberinde getirebileceği farklı organizmalar ulaştıkları yeni sulardaki ekolojik dengeyi sağlayan hiyerarşi düzeni bozabilecek ve bu durum besin zincirini ve öncelikle o bölgede yaşayan insanları doğrudan etkileyecektir.
Egzotik tür diye tanımlanan bu organizmalar, metabolizmalarını zorlayıcı şartlara dayanabildikleri taktirde biotada baskın duruma geçeceklerdir. Buda endemik türlerin (bölgeye özgü) yok olmasına sebep olacaktır. Nitekim Rapana venosa (VALENCIENNES, 1846), Kızıldeniz’in Akdeniz’e bağlanması sonu günümüze kadar Karadeniz’e kadar gelmiş olup birçok tür için predatör durumdadır. Geçtiğimiz yıllarda gündeme gelen katil deniz yosunlarıda gene atmosferdeki ısıl değişimlerin etkisiyle kıyılarımızda görülmeye başlamıştır. Bir dünya sorunu olan global ısınmanın sonuçları olan bu öekler, gelecek yıllarda tehlikeyi ve etkilerini arttırmaması içten bile değildir.
Kaptan COUSTEAU’nun yaptığı çalışmalar sonucu “Okyanuslar can çekişiyor fakat Akdeniz ölüyor” görüşü ise tehlikenin boyutlarını bize göstermektedir.
|
a. Petrol Atıkları |
|
Petrol, petrollü karışım, sintine suyu, makine yağları. |
|
b. Atık Su |
|
1. Siyah-kahverengi su (Sewage): |
|
İnsan vücudu atıklarını içeren ve tuvaletlerden gelen sular. |
|
2. Gri Su (Waste Water): |
|
Güverte, lavabo, duş, bulaşık hane, çamaşırhane, çöp öğütücüsü, drenlerinden gelen atık sular. |
|
c. Çöp |
|
1. Yiyecek atıkları: |
|
Her türlü yiyecek atıkları (parça kağıtları içerebilir fakat ambalaj malzemesi, şişe, konserve kutusu vb. içeremez). |
|
2. Katı Atıklar: |
|
Kağıt, paçavra, cam şişe, porselen, ambalaj malzemelerini kapsar (zehirli, efekte ve plastik maddeleri kapsamaz). |
|
3. Plastikler: |
|
Sentetik halatlar, sentetik ağlar, plastik çöp torbaları, plastik içeren her türlü tüketim ve inşa malzemesi. |
|
d. Tıbbi Atıklar |
|
Her türlü revir atıkları, mikrobiyolojik atılar, kan, kan ürünleri, serum, insan dokusu ve organları, patolojik atıklar, kullanılmış pamuk, sargı bezi, şırınga, ameliyat geçleri vb. |
|
e. Tehlikeli Maddeler / Atıklar |
|
İnsan sağlığına veya denizdeki yaşama zararlı, zehirli, kirletici vb. maddeler, boya tiner, asit, nükleer atıklar, kirletici ve zehirli maddelerin muhafazasında kullanılan boş kaplar. |
| Tablo 3. Deniz taşıtlarından gelen atıkların cins ve karakteristikleri |
Sayılan bu durumları engelleyebilmek için ülkemiz 3 Mayıs 1990 tarihinde Bakanlar Kurulunca MARPOL73/78 Sözleşmesi’ne I., II. ve V. maddelerince katılmış ve TCDD tarafından işletilen Aliağa, Antalya, Dörtyol, Haydarpaşa, İskenderun, İzmir, Samsun ve Trabzon limanlarında kabul istasyonları kurulmuştu. Ancak gerek şirket yöneticilerinin veya gemi kaptanlarının para ödemek istememesi, gerekse kurulan bu tesislerin çağın teknolojik gelişimlerinden geri kalmalarında ötürü sözleşmenin uygulanırlığı endişe vericidir.
Ülkemizde ayrıca su kirliliğini önlemek için 1982 Anayasası’nın 56. maddesinde belirtilen “Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı” ve bu hakkı sağlayacak düzenlemeleri devletin yapma mecburiyeti ilk defa 2872 sayılı ve 11 Ağustos 1983 tarihli Çevre Kanunu ile yasal bir çerçeveye kavuşturulmuştur.
Sahil Güvenlik Komutanlığının denetimindeki deniz kirliliği, mevcut botların veya helikopterlerin olay mahaline intikali esnasında dalga, akıntı, rüzgar gibi sebeplerden birikintinin dağılmasından efektif bir kontrol sağlanamamaktadır. Gece ve Gündüz uzun mesafeli uçuş yapabilen SAR özellikli helikopterlerin filoya katılmasıyla yüksek bir denetim olanağı sağlanacağı düşünülmektedir.
Günümüzde bu kanunun işlerliğini artırıcı çalışmaların yapıldığı bilinmekte, ancak yeterliliği tekrar gözden geçirilmelidir.
C. Barış ERSEMİZ
İstanbul Üniversitesi, Su Ürünleri Fakültesi



