Akıntı Ağı Avcılığı | Driftnet

Barış Ersemiz kullanıcısının resmi

Akıntı ağı (driftnet) ile avcılık Akdeniz’e 1980 yılının başlarında girdi. Ağın suda bir duvar gibi millerce uzanması ile “ölüm duvarı” adını alarak özellikle göç eden balıkların avcılığında kullanılabilecek en kazançlı yöntemdi. Kılıç balığı, somon, tuna, sardalya gibi ekonomik değeri olan balık türlerinin avlanmasında kullanılır.

Nisan ve haziran aylarında Atlantik’ten giren kılıç balığı (Xiphias gladius) Akdeniz’de dolaştıktan sonra Ağustos ve Kasım aylarında tekrar batıya yönelerek, Atlantik’e göç etmesi balıkçılar av sezonu demekti, İspanyollar ve Fas’lı balıkçılar Alboran Denizi’nde ve Cebelitarık’ta ardından Fransızlar ve İtalyanlar kılıç ve tuna balığı avcılığı için 90’lı yıllara kadar herhangi bir düzenleme olmaksızın akıntı ağı-driftnet kullandılar. Fakat bu avlanma yöntemi hedef türlerin yanında bulunduğu yerdeki tüm pelajik* canlıları avlıyor; her yıl milyonlarca deniz canlısının yaşamına mal oluyor, denizel çeşitliliği ve ekosistemi tehdit ediyor, yerli populasyonlara ve göç eden türlere zarar veriyordu. Tesadüfi yakalanma memeli türlerinin yanı sıra deniz kaplumbağları ve deniz kuşlarınıda tehdit etmektedir.

Bunun üzerine Birleşmiş Milletlerin önergesi ile 1992 yılında Avrupa Komisyonu ve sonrada 1997 de GFCM(General Fisheries Commision for Mediterranean) tarafından, Avrupa Parlementosu’na üye olan ülkelerde kullanılan takımların uzunluğu 2,5 km olarak sınırlandırıldı. Sorun devam etti; elde bunca takım varken maksimum boyu belirleyen kurala uymak hiçte saygı gösterilmesini gerektirecek bir durum değildi.Bu kuralın geçerliliğini denizde takip etmekte pek pratik değildi. Uzun araştırmalar, insan gücü ve uzun zaman alacak üye devletlere ait düzenlemeler getirecek çalışmaların yapılmasını gerektiriyordu. Yani, bu durum karşısında akıntı ağı ile avcılık devam etti. Bu durumun sonucunda balık stokları ve by-catch- tesadüfi yakalanma konuları üzerinde baskı büyüdü ve 1994’te bir komisyon toplanarak akıntı avcılığını yasakladı. Bu yasaklama üye devletlerce sadece birkaç yıl uygulanabildi. Fakat 1998 haziranında bir takım zorluklardan sonra tuna avcılığında akıntı ağına 2,5 km’lik sınırlandırma kabul edildi. 2001 ocak 1’de bu karar tüm akıntı ağı avcılığı için EU tarafından kabul edildi ve bu karar ülkemizde de halen uygulanmaktadır.

“Boşa al, derhal motoru boşa al … dümeni kır … iskele tarafına … çabuk…” diye bağırıyor, tüylerim diken diken oluyor, derhal motoru boşa alıp tekneyi güneye döndürüyorum. Tekne süzülerek şamandıradan uzaklaşınca tekrar ileri takıp pervaneyi döndürüyoruz. Bir terslik var bu işte, öyle bildiğimiz şamandıralardan olmadığını hissettim zaten, iyi ki çağırmışım Derek’i. “Kahretsin bunları, olacak şey değil, önümüz olduğu gibi yüzeysel ağ döşeli, iyi ki fark ettin, eğer devam etseydin pervane kesinlikle ağ dolanırdı” diyor. Pervaneye ağ dolanması demek, birimizin beline halat bağlayıp, suya dalıp pervaneden ağları kesip kurtarması demek… Düşünmek bile tüylerimi yeniden kabartmaya yetiyor.”


Hülya LEIGH’in “Okyanusta Bir Türk Kızı” adlı eserindeki Sardinya Adası açıklarında gece seyri yaparlarken yaşadıkları ağların deniz trafiğine ve dolaylı olarak avlanmak adına insanoğlunun durumunu bu satırlar somutlaştırıyor. Peki ya yunuslar, balinalar, deniz kaplumbağaları, foklar, balıkçıl kuşlar, köpek balıkları?

Tudela ve arkadaşlarının, Fas limanında 369 balıkçılık operasyonunda( yaklaşık 4140km serilen ağ) kılıç balığı için Alboran Denizi’nde Aralık 2002 – Eylül 2003 yıllarında arasında yaptığı çalışmada: kullanılan ağların ortalama 6.5- 7 km olduğu ve 237 yunus (Delphinus. Delphis ile Stenella. Coeruleoalba), 1504 köpek balığı (Prionance glauca 498, Isurus oxyrinchus 542, Alopias vulpinus 464), 508 güneş balığı(Mola mola)’nın yakalanarak öldüğü ve 2990 kılıç balığının yakalandığı, 46 kaplumbağa (Caretta caretta) ağlara takıldığı gözlenmekte, bu durumda serilen ağlarda km başına 0.8’i kadar hedef tür avlama yapıldığını görmekteyiz.

“Boğaz’da Aziz Yeoryios gününde (hıdrellez) görülür ve bu tarihten itibaren Karadeniz’e çıkar. Bazen, ancak nisan ayında rastlanır ama bu durum çok nadirdir. Balıkçıların dilinde, kılıç balıkları “Silivri panayırı sırasında” yeniden görülmeye başlar; yani 15 Ağustostan itibaren. Büyük bölümü Aziz Dimitria gününden (8 Kasım) önce göçer ve geri kalanı müteakip ay göç eder ve bu mevsimde yakalanan balıkların eti daha lezzetlidir.” diyor eski İstanbul Balıkhanesi Müdürü Karekin DEVECİYAN “Türkiye’de Balık ve Balıkçılık” adlı ve 1915 tarihli eserinde.

Özellikle kılıç balığı avcılığı ülkemizde asırlardır yapılan en popüler balıkçılık faaliyetlerindendir. Öyle ki bu yolla geçimini sağlayan insanların babadan oğlu geçen bir miras ve hatta romanlara, filmlere konu olacak kadar benimsenmiş bir aktivitedir, mayıs ve haziran aylarında şenliklerle av sezona başlanır. Ve bu hummalı sezon ekim aylarına, balık Girit’ten Ege’yi terk edene, ve hatta tüm Akdeniz kıyı kasabalarında Cebelitarık’tan Atlantik’e çıkana, kadar sürer.

Ülkemizde 2001 yılında Öztürk ve arkadaşları tarafında yapılan çalışmada Ege kıyılarımızda bilinen 40-50 bu takımlara sahip olan tekne ve 1999’da 10(7 Stenella coeuleoalba, 2 Tursiops truncatus, 1 Grampus grampus) ve 2000’de 9(6 Stenella coeuleoalba, 2 Tursiops truncatus, 1 Grampus grampus) farklı yunus türünün bu şekilde yakalandığını görüyoruz.

Ve Moby Dick Türkiye’de; 21 Haziran 2002’de Fethiye, Gemiler adası açıklarında akıntı ağlarına dolanmış 12 metre uzunluğunda dişi bir kaşalot balıkçılar tarafından bulunduğu haberi TÜDAV'a (Türk Deniz Araştırmalı Vakfı) geldi. Derhal bir ekip oluşturularak Türk Deniz Kuvvetleri’nin de desteği ile balina 3 saat süren bir operasyonla başarı ile kurtarıldı. Bu çalışmanın kayıt edilen görüntüleri ile de bir belgesel hazırlandı.

Ülkemizde, bu tür ağlar kullanarak avlanma ve benzeri avlanma yöntemleri ile ilgili ulusal ve uluslar arası düzenlemeler de balıkçılık faaliyetlerinden optimum düzeyde yararlanacak bir biçimde karasularımızda ve çevre denizlerde doğayı koruyan bir politika çizmek için çalışmakta olan kurumlara sahip olmasının verdiği güven ile iyi seyirler diliyorum!

Barış ERSEMİZ

*pelajik, pelajik bölge: deniz tabanının üstündeki tüm su kütlesinin bulundu hacimsel bölge